Tuğba.jpg

İçimdeki derin uçurumun kıyısında, o yaşlı ve bana dünyayı anlatan ağacın altında, içimdeki yaşlıyla oturuyorum. “Sanat,” diyor, “Aşkın ta kendisi. Hissetmenin, görmenin ta kendisi.” Göz ucuyla izliyorum. İçimdeki tu(ğ)ba ağacının dalları salınırken gökyüzüne ve yeraltına, sarıp sarmalarken zamanı ve varoluşu bir sarmaşık gibi, yaşamı, ömrü, oluşu ve olagelişi izliyorum. Tavırlar, tutumlar, istekler, arzular, dilekler, niyetler ve içgüdüler arasında çağlayıp giden bir kaos; yaşamak. Çığrından çıkmışlığın hakimiyeti altında tüm hücreler çığlık çığlığa kemirip dururken zamanı, doğumdan ölüme göç eden ruhların çocuksu bocalayışları içinde kendimi buluyorum.

Sanat… Aşkın ta kendisi. Ömür ve tüm bu bocalayışlar ise görüp görebileceğimiz en etkin sanat. Sanatı nasıl icra edeceği ise tamamen sanatçının seçimi. Etkiler, etiketler, korkular, yüzleşmeler, kan, savaş, iktidar, proletarya ve sevişmeler. Hepsi sanata dair can çekişmeler… Ve ben, bu eşsiz gösterimin tek senaristi, yönetmeni, izleyicisi…

Görsel: kahvesigarakahve

Reklamlar