Ara

Kahve Sigara Kahve

Sigara dumanına kahveyle eşlik ederken cümlelere dökülen delilik alametleri…

Cehennem Beynimin İçinde.

Görsel: Kahvesigarakahve

Sonunda bozdum ruhumu. Köşeme çekilip sessizce ölmeyi beklerken, azrailin bir tetikçi gibi çalışmadığını fark edip, yeniden yaşamda tutunacak bir şeyler aramaya girişene dek, kaçıp gitmek isterken, küçücük şımarık bir çocuk gibi tüm sorumluluklardan kaçmayı düşlerken fark ettim. Cehennem beynimin içindeydi. Bana düşman düşünceler, birer birer çarpık algımı kırarak geçiyordu, ele geçiriyordu ruhumu. Tüm korkular ve kendimi delik deşik bırakan düşünceler birikiyordu kirpiklerimin uçlarında. Aniden gözlerime dolan yaşlar, sessizce tutulan nefes, uykusuz geceler…

Algıydı… Her şeyin sorumlusu, hangi pencereden bakacağını seçemeyen zihnin kendisine oynadığı oyunlardı aslında. Her gölgenin dibinde çiçekler ve her çiçeğin dibinde çamur varken, akla karayı birbirine karıştırıp her şeyi çamur gören bir akla dönüşmüştüm. Hayat, üst üste bindirirken yükleri ve güçlükle tutunduğum parmaklarıma basarak beni bu dik patikadan aşağı doğru iterken fark ettim. Duraksamaya bile yer olmamasına rağmen düşüyordum. Hızla kayıp gidiyordum. Yavaşça sindiriyordu dünya beni… Yaşam ılık ılık salgıladığı tüm asidiyle öğütüyor, parçalıyor, yutuyordu. Kimsesizdim. Ne limanlara sığınacak bir gemiydim, ne de şefkatle sevilebilecek bir kız çocuğuydum artık. Büyümüştüm. O kadar büyümüştüm ki, sığmıyordum dünyaya… Uyumsuzdum. Biraz da kırık. Bir parça dökük.

Yine de tüm cehennem, beynimin içindeydi sadece. Dünya hala dönmeye devam ediyordu. Gece oluyor, güneş doğuyordu tekrar ve tekrar…

Reklamlar

Ben ve kendilerim

Görsel: kahvesigarakahve

Ona hep sivri derdim. Nedeni sadece sivri kulakları, kıvrılmış parmak uçları değildi. İzini kaybettirmeyi çok iyi bilen sivri, keskin fikirleri vardı; kimsenin aklına gelmeyecek kadar detaycı… Düşüncelerimizi belli etmek istemediğinde, çağrışımları ve hatta bilinçaltı sembollerini bile yüklenir, farklı anlamlara doğru yönelterek sisli puslu bir karmaşanın içine gizler, oradan seyrederdi düşüncelerimizden yayılan titreşimlere gelen cevapları. Sadece izlemek için. Sadece anlamak için. Farklı notalara basıp, hangi sesleri alacağımızı görmek için… Bazen de sadece saklanmak için.

Bir türlü alışamadığımız bir kırıcılığı vardı insanların, hayatın ve yaşanılan her olayın. Ve asla kırıldığımızı belli etmek istememek gibi bir üçüncümüz vardı; Gurur. Elbirliğiyle gizlerdik izlerini düşüncelerimizin, hislerimizin… Hiçbir iz kalmayana dek.

Yine kırılmışlıkların ardından, dağılmış parçalarımızı toparlarken, “Herkesin bir diğerini nezaketli olduğu için aptal, sevgi duyduğu için değersiz, fedakar olduğu için ahmak görmeye eğilimli olduğu bu dünyada, bir başka yaşam şekli kurmanın mümkün olmadığına inandım,” dedim elimde bölük pörçük tuttuğum anıları güçlükle zapt ederken. Elimdekileri yere yaydığımız kağıdın üzerine bıraktım ve devam ettim…

“Hep aynı tuşlara basıp, hep aynı cevapları alıyoruz. Farkında değil misiniz? Karşılaştığımız kişiler bile aynı… Zaman, ilerledikçe küçülttüğü çemberi boynumuzu kırmak için kullanmadan önce, vazgeçmeliyiz bu ütopyadan…”

Mantık’tım ben. Korku ve öngörülerle beslenip, tüm soğukluğuyla çarpardım yüzümüze gerçekleri. Diğerlerinin arasında sözüm biraz geçerdi… Gurur, rahatsız oldu bu düşünceden. “Ne ihtiyacımız var ki bir başka dünyayı kurmak için bir başkasına? Tek başımıza zaten kurduğumuz gerçeklik bu değil mi?” dedi.

Sivri, yüzüne takındığı umursamaz bir gülümsemeyle, “Haklısın Gurur,” dedi. “Tek başımıza kurduğumuz bu düzen, tek başımıza devam edebileceğimiz bir sistem. Ancak sadece bize hizmet ediyor ve başkalarıyla çarpıştığı anda, bütün kurallarımız alt üst olurken, tek başımıza kafa tutmaya çalışıyoruz dünyanın gidişatına. Bundan daha huzurlu bir yaşam şekli, ancak iki farklı zihin tarafından kurulan ve dıştan aldığı darbelere rağmen, kendi içinde dengeyi bularak devam edebileceğini ispat etmesini istediğimiz bir hayal… İnsanlığın yaratılışı da böyle bir hayalden ibaret değil miydi?”

Gurur, yüzündeki alaycı ifadeyle yanıtladı; “İnsanlığın yaratımı… Tanrı’nın kurduğu sistemin çöküşünü ve insanlığın zayıflığını izleme arzusu. Sizce de bir tanrı için fazlasıyla insansı bir merak barındırmıyor mu?”

“Bana da oldukça kuşkulu gelse de, bilinmesi mümkün olmayan düşüncelere doğru yelken açarsak, bilinenleri de elimizden kaybederiz… Elimizde olmayanları değil, elimizde olan verileri incelemeye devam etmeliyiz bence… İstediğimiz gibi bir sistemin kurulması için en önemli unsur eksik; bir başkası.”

Haklıydım. İnsanlar… Herkes bir diğerini nezaketli olduğu için aptal, sevgi duyduğu için değersiz, fedakar olduğu için ahmak görmeye eğilimliydi. Böylesi bir yanılsama dünyasında, kurulması istenen denge, bir hayalden ve yaşanan her şey kırıklıktan öteye gidemezdi.

Sivri, süpürdüklerini sessizce bir kağıda sarıp saman rengi bir iple bağladı kağıdı. Diğerlerinin arasına, göz hizamızdaki rafa koyarken, göz ucuyla bana bakıyordu. “Sence bilmesi gerekir mi? Anlatmak gerekir mi?” dedi. Bilemiyordum. Bir insana, bir diğerini nasıl paramparça ettiğini anlatmak gerekir miydi? Bunu anlatmak, ona verilen bilgi nedeniyle değer vermek mi olurdu, yoksa insan dünyasında bu “kişinin, kendisini gördüğü aynada gördüğünü sandığı insan olmadığını, yansıttığı kişiliğinin sadece süslü bir hayal olduğunu göstermek” nedeniyle acı vermekle eş değer miydi? İnsanlar böyle şeyleri bilmekle ilgilenir miydi?

“Sence?” diye sordum. Aynı anda gurura yöneldi gözlerimiz. Cevabı başından belli olanı her ikisi de aynı anda dudaklarından döktüler… “Hayır.” Kimseye hiçbir bilgi vermemize gerek yoktu. Hayat bir şekilde devam ediyordu ve her zamanki gibi devam edecekti…

Sessizce yanımıza almamız gerekenleri aldık. Kapıdan dışarı çıkarken içimizde burukluk vardı… Sivri’nin dudaklarındaysa bütün o burukluğu kapatan bir gülümseme… Bir döngü daha tamamlanmıştı. Bir dönem daha son bulmuştu. Yeni bir çağ başlıyordu… Kapıyı açtığımız anda içeri dolan kör edici ışık gibi, aydınlık bir çağ…

Sonbahar düşünceleri

Görsel: Kahvesigarakahve

İç içe geçmiş yaşamlar, bütünü oluşturan küçük parçalar, zamanda süzülen hikayeler olarak büyük senaristin elinden hızla akıp gidiyordu bilinen sona doğru. -Bilinen sonları, bilinmeyen başlangıçlara yüklemek gibi bir lüksümüz vardı bu dönemin insanları olarak- Baktığımız açılara göre değişen acılar, anılar ve yaşam tarzlarına sahiptik. Ya da sahip olduğumuzu sandığımız atlara binmiş, haritada bir arpa boyu yol gitmemişken, arpa suyuyla rahatlattığımız zihinlerimizle ilerlediğimizi zannediyorduk. -Sahi zannetmeyi ilk kim icat etmişti? Zannettiğini fark eden ilk farkındalık sahibi kişi kimdi?-

Başkaları bana bakıp fütursuzca kararlar vererek beni yaşamlarında üst raflara, alt raflara ve hatta en arkalara sıkıştırırken, hala hangi açıdan bakacağıma karar veremediğim binlerce ilmek vardı önümde uzayıp giden. Takip edildiğinde ekilenin biçildiğine şehadet edeceğinize yemin edebileceğim bir hikayem vardı benim. Tarihimde bir görünüp, bir yok olan insanlar, varlığına rağmen hep yok kalan uçurum ruhlar, en kritik anlarda karşılaştığım yol gösterici üstadlar… Anlaşılacağı üzere kadrosu dar – figüranı bol, düşük bütçeli bir senaryoydu benimki. Yakaladığım noktalarda gelişmeleri merakla beklemeye başladığım, ama mümkün mertebe müdahale etmediğim tuhaf bir senaryo… -Oysa asıl müdahaleyi doğmakla yapmamış mıydım yaşamıma? Stabil kaldığım her an, aslında akıntıya ağırlık yapan bir taş gibi…-

Sonuçlara ulaşan nedenleri izlemek dışında olaylarla hiç ilgilenmedim aslında… Oluşturmak istediğim sonuçlara ulaşan nedenler de inşa etmemekti belki de benim tembelliğim. Ben hep her şeyin kendiliğinden akıp gelmesini bekledim. Belki bu yüzden bu kadar ayrıksı, tenha, ıssız kalışım… Bir türlü ayak uyduramayışım… -Çünkü insanlar, olageleni, olageliş şeklini ve olagelişin tüm kurallarını kabul edip onlara göre oynarken rollerini, bir kenarda durup izlemek, dahil olmamak, olagelenin kurallarını anlamak için sürekli muhalefet etmek, sonunda ayrıksılığı getirir ister istemez… Ve günün sonunda muhalifler, septikler ve inançsızlar zihinlerindeki ıssızlığa mahkum olur-

Sonunda, yaşamın sonbaharındayım. Tekerrürden ibaret tarihleri incelediğimde, kısa bir duraksama döneminden sonra gerileme döneminin başlayacağını çekinceli bir merakla görüyor, bekliyorum. Her zamanki gibi müdahalesiz bir duruş sergilerken, gözlerimi alabildiğince açıp izliyorum yaşamı. Bu senaryo benim için yazıldı… Benim izlemem, anlamam ve görmem için. Dünya, yaşam, hayatlar… İnsanlar… Birbirinin aynı ve birbirinden çok farklı evrenler. Bunca yıl, bunca yaşam ve bunca deneyim sonunda bir başka yaşamın mümkün olmadığına artık inandım. -Dünyamın üstüne bastım.-

Göreli de olsa, akıp geçiyor zaman…

Görsel: Kahvesigarakahve

Ay parçası, düş kırığı. Dört bir yanı usulca hayat tarafından çevrelenmiş bir ömürde, bir gökkuşağı tıynetsizliğinde yaşıyoruz günleri. Her geçen gün, diğerini doğururken sürekli, biteviye hayatlara gebe bir matruşkadır zaman. 27.10.2017

başlıksızkız

Görsel: Ania Orlowska

Nereye saklar insan ruhunu? Daha fazla incinmemesi için? Güç-süz-lüğün anlamını bilmeyenlerden, güçlülüğünü nereye saklar insan? Eğri – doğru, yalan-yanlış bir şekilde sürdürdüğümüz hayatlarda, çarpık algılarımızla denetlediğimizde başkalarını, üzerlerine yapıştırdığımız yaftalarla anıları kavanozlarda biriktirirken, nereye saklar insan, hüznünü. Çarpık algılarda yaşatmaya çalışırken?

Tanımlarınız, sıfatlarınız sizin olsun; yaşam benim. Doyasıya çağlarken sular misali zaman; altı üstü öleceğim topraklara kadar süzüleceğim.

Memlekete dönüş…

Görsel: kahvesigarakahve

Yorgunluk

Bulanık.

Gökyüzünden daha bulanık bir ruhum var bu sabah. Dünya üzerindeki zamanımın hızla tükendiğinin bilincindeyim. Ulaşmaya çalıştığım her şeyin çok ötesinde kaldığımın farkında olacak kadar bilincindeyim bu durumun. Ulaşmaya çalıştıklarıma kah ulaşmaya çalışarak, kah küserek, kah vazgeçerek geçiyor zaman.

Bir an evvel zamanı tüketmek isterdim. Ulaşacak bir yer olmadığını fark ettiğimden beri daha fazla yürümeye halim kalmadı. Yolculuğun kendisi beni fazlasıyla sarstı.

“Bir başka dünya mümkün” hayallerimin sonundayım. Bir başka dünya mümkün değil. İnsan sadece kendisini plastik bir şişenin içine kapatıp, gözlerini de kapattığında dinlenebiliyor sürekli sorunlar tarafından taciz edildiği bu dünyada. Ve ben daha fazla şoförlük yapmak istemiyorum, gidecek hiçbir yerin buradan daha güzel ya da iyi olmayacağının bilinciyle.

Bulanık bulutlar kaplıyor gökyüzünü. Karanlık bir sabah, uykusuz bir gece ve kör gözlerim. Artık biraz olsun dinlenebilmeyi isterdim.

Görsel: kahvesigarakahve

Her insan uzak bir gezegendir.

Görsel: kahvesigarakahve

Kafayı boşaltma enstitüsü ders – 1

“Gözlerini kapat. Kimse seni rahatsız edemez artık. Müzik… Müziği duy. Davul ritmi kalbinde titreşimlerini bırakırken, kaslarının müzikle birikte kasılıp gevşemesine izin ver. Melodiye bırak kendini. Neşeye bırak… Sal. Tüm sıkıntıları, sorumlulukları, insanların beklentilerini ve hatta kendi beklentilerini, yaşamadıklarını, yaşadıklarını, asla yaşamayacaklarını sal gitsin… Rüzgara bırak, ağaç dallarına bırak. Etrafında dönüp duran kedinin bıyıklarına bırak. Bırak, aksın gitsin zihninde ve ruhunda ağırlık yapan her ne varsa…”

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑