Ara

Kahve Sigara Kahve

Sigara dumanına kahveyle eşlik ederken cümlelere dökülen delilik alametleri…

Ağırlık

Yudie Oktav.jpg

Öksürmekten kenarı açılmış ciğerlerimin, neredeyse göğü deşip geçen gürültüsüyle açtım gözlerimi, ağzımda ciğerlerimin tadı. Binlerce etiket vardı üzerimde ve bütün bu etiketlerin baskısını unutmak istercesine sigara üstüne sigara yakıyordum, sanki dünyanın omuzlarıma yüklediği bu ağırlığı hafifletiyorlarmış gibi. Sürekli sıfatlanıyordum durduğum yerde. Kendimi, adımı, anlamımı, varlığımın dünya üzerindeki yerini ve en önemlisi hayatta durduğum ve durmak isteyeceğim yeri unutana dek… Ellerim titreyerek bir sigara daha yaktım acele hareketlerle.

Kendi küçük, sınırlı algılarında, anlama lokmalarına indirgiyordu insanlar beni adeta, üzerime yapıştırdıkları sıfatlarla… Birkaç saniyelik bakışlarında içimdeki sınırsızlık yerine üzerimdeki işaretlenebilecek noktaları görüyor, oralara hemencecik küçük etiketlerini iliştiriyorlardı kaşla göz arasında… Her ne kadar iç dengemi değiştirmese de; nadiren olumlu, çoğunlukla olumsuz oluyordu bu sıfatlar. Zaten sıfatlanmak kendi içinde bir olumsuzluk barındırıyordu sınırlandırılmış dış yüzeyimde. Ama farkında bile değillerdi, oysa tüm etiketler onları ve yaratıcılıktan uzak dünyalarını yansıtan küçük aynalardan başka bir şey değildi.

İşte bu yüzden, kendim dışındaki hiçbir şeyle yarışmadım da, savaşmadım da bu hayatta. Kendimden başka doğrum, kendimden başka yorumum olmadı. Üzerimdeki küçük aynalar parıldayıp gözümü aldıkça, daha çok kapattım gözlerimi insanların dünyasına. Onların değişken, yaralı ve birbirlerini yaralayan her türlü davranışından uzak, kendimle ve kendi sonsuzluğumla uğraşmayı seçtim hep. Üzerimdeki aynalar ne yaraladı ne de yüceltti beni. Sadece ağırlık yaptı…

Görsel: Yudie Oktav

Ayten’in ve daha nicelerinin anısına…

page_once-34aytenin-sonu34-siirini-paylasti-sonra-esini-katletti_683354228

Aşk, psikopat davranışlara mazeret değildir. Sevgi, hiçbir şekilde insanı şiddete yönlendirmez. Aksine, bir tür boyun eğiştir aşk da sevgi de… Yeri geldiğinde sevdiği insanın iyiliği için o insandan sonsuza dek uzak durmaktır… Bu yüzden, ruhunda psikopatlık bulunduğu için size yapışan, sizden vazgeçemeyen, size bağımlı gibi davranan insanların size deliler gibi aşık olduğu yanılgısına düşmeden önce, ruh sağlıklarının yerinde olup olmadığına dikkat etmelisiniz. Bir Ayten olup, aşk mazeret gösterilerek katledilmeden önce… Nur içinde yatsın… Tüm Ayten’ler…

Önce “Ayten’in Sonu” şiirini paylaştı, sonra eşini katletti!

İnsan Her Şeyin Ölçütüdür

Rob Gonsalves.jpg

Kimi insan vardır, elini sürdüğü her şeyi kirletir.

Kimi insan ise elini sürdüğü her şeyi değerli kılar.

İşte bu nedenle insan her şeyin ölçütüdür.

Ve aslında her şey insanın algıladığıyla sınırlı olmasa da,

İnsanın algısı sürekli bir yanılsama içinde de olsa,

İnsan, kendi algısı içinde dünyayı karıştırıp durandır.

Görsel: Rob Gonsalves

Dünya’daki Dengesizlik Üzerine

75.jpg

Uzun zamandır dünyanın gidişatını eleştiren, karamsar bakış açımla yazdığım bir sürü yazı var… İnsan denilen küçük gezegenin, ruhunun yüceliğinin bu denli farkında olmayışı, kendisini dünyanın kandırmacalarına adayıp içgüdüleriyle ve bunları perçinleyen bir sistem içinde sadece arzularının peşinde telef oluşu ve benzeri konularda bugüne dek çokça sitem ettim yazılarımda ve sohbet ortamlarında… Bütün bunlar dengesizlikler olarak zihnimdeki ütopyayı daha da ulaşılmaz kılan, insanı hayal kırıklığına uğratan olgulardı hep… Oysa bu durum da bir farklı basamakta da olsa, insanı peşine takıp sürükleyen bir arzu değil mi? Ütopya’dan bahsediyorum. Ya da cennetten…

İnsanın dünyada üzerindeki yaşamı nasıl devam ediyor? En basitinden bugüne dek sürekli ele aldığım cinsiyetler konusunu düşünecek olursak. Ortalama bir insan, içgüdülerinin burnundan tutması sonucu aşk, tutku ya da başka bir duygu tufanı sonucu, yaşı geldiğinde evlenip çoluk çocuğa karışarak bütün hayatını kendisinden oluşan parçanın geleceğine adıyor ve birçoğu başını sudan çıkarmadan bu denizin içinde yaşamaya devam ediyor. Bir şekilde şanssızlıklar ya da benzeri sebeplerle bu sistemin dışında kalan ya da bir şekilde bir zaman sonra başını suyun dışına çıkaran insan ise tuhaflığı fark ediyor ve kendi tek başınalığı içerisinde aslında bu olağan akışın insanların kendi üst benliklerini keşfetmelerine engel yapıda olduğunu, insanların kendilerini gerçekleştirmek yerine dünyaya dikilen bir tohum gibi meyve vermeye ve bu meyveyi olgunlaştırmaya adandıklarını fark edip, bazıları gizlice, bazıları açık açık bu bitkisel hayata meydan okuyorlar. Ve cinsiyetlerin olmadığı, olsa da insanların öncelikle insan, sonra kadın ve erkek olduğu toplumları hayal ederek, insanı burnundan tutan birçok içgüdünün insanın kontrolü altında olmasını umuyorlar. Oysa meyvesini yetiştiren insanınki de ulaşmaya çalıştığı bir ütopya, bir cennet hayali; içgüdülerin kontrol altında tutulduğu ve insanın bunlar tarafından yönetilmediği bir dünyayı arzulayan insanınki de bir ütopya….

Bu durum da insanın dünyada bulunma amacının sadece bir amaç edinmek olduğunu işaret ediyor sanki… Ve insan bir defa bu düşünceye bindiğinde, dünyadaki tüm dengesizliklerin ütopyaları çoğalttığını, insanların peşinden koşacakları yeni yeni düşünceler ve arzuların türettiğini fark ediyor istemsizce. Bu nedenle yukarıda bahsi geçen düşüncelerden hiçbiri diğerinden hiçbir zaman üstün değil. Bu bağlamda iyi ve kötü olarak nitelendirdiğimiz ya da kendi zihnimizde derecelendirdiğimiz olguların hangisine hizmet ederse etsin, insan özünde istese de istemese de hep gelişime hizmet ediyor. Çünkü dünya üzerindeki bu dengesizlik insanı arzularının peşinden koşmaya, bu  koşu da ruhen ya da madden gelişmeye itiyor.

Burada sanılmasın ki bu dengesizliğe alkış tutuyorum ya da sitemlerimden veyahut da bu hastalıklı arzularımdan vazgeçeceğim.. Elbette bu mümkün değil. Ve elbette -bir önceki cümlemle çelişse dahi- iyilik ve kötülüğün üzerinde, bütün kavramların üzerindeki, insan ruhunu mutlak özgürlüğünde sınırlayan her türlü olguya sitem etmeye, bir diğer deyişle cenneti aramaya devam edeceğim. Bunun da insanın salt özgürlüğünü sınırlayan, dünya üzerindeki zamanını geçirmesi için dizayn edilen arzulardan biri olduğunu bilsem de. Sadece bir şekilde gecenin ya da sabahın bu saatinde yukarılarda bir yerlerde açık unutulmuş olan büyük bir pencereden odaya dolan esintiyle fark ettim pencereyi, hepsi bu…

Gücün Ahlaksızlığı: Poseidon

Dinçer Yurttaş

İnsan zihninin derinliklerinden yaşamımıza tüm çirkinliğiyle sızan bir üçleme var: Erk(EK) – İktidar -Güç. Birbirine eşit/aynı olmayan ama birbirini tetikleyen bu  üçlemenin egemen kültüründen sıyrılmak bizim gibi ölümlüler için bir ömür sürebiliyor. Kirlenmiş benliğimizi temizlemek; öyküleri baştan dinlemek, tersten okumak ve sonunda gerçeği bulmak için çırpınıp duruyoruz.

Genel ahlak gücün yaptığı ya da yapmadıkları üzerinden tanımlansa da (yani değişse ve başkalaşsa da) genetik olarak gücün bir ahlaksızlığı var .  Kendi ahlaksızlığını genel bir ahlak olarak dayatmayı da aymaz bir biçimde kendine hak görüyor .  Eğer bilincimiz bizi çeviren bilgi kirliliğinin altında yatan gerçeğe ulaşamamışsa, bir bilinç kırılması yaşayamamışsak gücün ahlaksızlığı, çok da popüler bir biçimde, bir genel ahlak yasasına dönüşebiliyor/dönüşüyor.Bu durum modern toplumun kuşatılmış bireyleri ya da tutsak edinmiş topluluklarında böyle değil. Geçmişte de kendisine hak olarak gördüklerini bir güce dayamış insanlar, insan toplulukları  var oldular;  o tarihten, o zihniyetten beslenen insanların barbarlıklarını bugün artık biz  göğüslemek zorundayız.

Medusa?

Güç…

View original post 555 kelime daha

Rüya

Erik Johansson12

Nefes dahi almadan koşarken gündelik işlerin telaşında, içimdeki tenhalık sessizce fısıldadı zamanı durdururcasına… Gözlerimi bir anlık kapadığımda, bir yaşamdan başka yaşamlara çekilen ruhum, binlercesinin – binlercemizin içinden geçti. Geçmişin, bugünün, yarının içinden… Duygular ve yine duygular… Halka halka içinden geçtim hepsinin. An ve an bulandım tek tek insanlığı oluşturan her bir bireyin korku, arzu ve çabalarına. Göz kırpması kadar hızlı, saatler geçmiş gibi yorgun. Beni bekleyen karanlık bir sessizlikti dışarıda, gözlerimi tekrar açtığımda.

Not. Dün geceki rüyamın özetidir.

Görsel: Erik Johansson

Depresyon

 

Huzursuz bir uyku-suz-luk halinden ibaretti dünya. Rüya gibi, ama daha çok kötü bir rüya gibi yaşanıp biterdi bir bir yaşamlar. Genel bir kedinin ciğere uzanamama hali hakimdi ömürler üzerinde. Hayat tümden gelip, tüme varırken; boğaz çakramın süzgecine takılan, henüz söylenmemiş pek çok söz vardı oysa, yüzyıllar öncesinden kalma… Cevapsız bırakılan, yarıda kesilip, dişlerim ve dudaklarımın arasından bütün genzimi doldururcasına geri tıkılan cümlelerimin yanı sıra… Gelişigüzel bir çocuk çığırtkanlığında yaşarken ben, gelişlerimin pek de güzel olmadığını, gidişlerine anlam veremediğimde fark ettim. İlk hayalkırıklığı… Gelişlerini de gidişlerini de kapattım o zaman dünyama uzanan köprülerin. Kendi içinde, kendi izbe limanına sığınan bir gemi gibi, karanlık nağmelerin yağdığı bu kumsala ilk inişimdi oysa. Bütün bu sise rağmen, ilk defa fark ediyordum kendimdeki bu ruhsal yetersizliği, kendiyle yetinemezliği… Korkularımı, çaresizliklerimi ve en çok da aldığı yaralardan enkaza dönmüş ruhumu. Bir bataklığa saplanmış, karanlık ruhumu.

Haritada bile görülmeyen, ıssız bir adaya düşsen kaç gün ağlardın kendine? Üstelik yanına alamadığın, yanına almana fırsat tanınmayan üç şeyin özlemini en derinden ve mütemadiyen çekerken? Ben de bütün çaresizliğimle oturdum ağladım halime… Günlerce, gecelerce… Ve zaman her zaman ilaçtır yaralara. Bazen belkemiği kırılmış insanı düştüğü yerden kaldırmaz ama… Bir şekilde ben de alıştım bu yetersizlikle yaşamaya… Kendi ıssızlığımda, birbirine gezegenler kadar uzak insanların arasında.

Marta Bevacqua Photography9.jpg

Görsel: Marta Bevacqua Photography

Sevgi mi Psikopatlık mı?

Thymournia Photography

 

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
Düşmanımdır seni kim, bulursa cana yakın
Annen bile okşasa benim bağrım kan olur

Dilerim tanrıdan ki, sana açık kucaklar
Bir daha kapanmadan, kara toprakla dolsun
Kan tükürsün adını, candan anan dudaklar
Sana benim gözümle bakan gözler kör olsun

 

Bildiniz mi sözleri? Birçoğumuzun çocukluğundan beri kulağına çalınan şu şarkının sözleri… Hani bize derin bir aşkı anlattığını sandığımız, “seven insan kıskanır” klişesini besleyen, aslında bir psikopatla karşı karşıya olduğunuzu anlamanız gerekirken bunu gerçek sevgiyle karıştırmanıza neden olan sözler bunlar… Kendine ve insanlara, en çok da sevdiğine karşı güvensiz, onu sevgisiyle yüceltmek yerine sahiplenerek malı edinmeye çalışan bir zihniyetin yıllarca masum addedilen sözleri bunlar…

Bırakın insanlar sizi, siz olduğunuz için sevsinler. Kimsenin kendi güvensizliği yüzünden sizi sosyal çevrenizden, kişilik özelliklerinizden, karakterinizden, kahkahalarınızdan, arkadaşlarınızdan, doğal davranışlarınızdan etmesine izin vermeyin. Kimsenin sizi yeniden inşa etmesine ve bunun için sevgiyi ve duygusal zayıflığınızı kullanmasına izin vermeyin. Sizi koruyacağını düşündüğünüz adamlar, sizi kendilerinden koruyabilirler mi? Kendinizi koruyamayacağınızı düşündüren algıyı zihninizde yaratırken, sizi kendilerinden koruyabilirler mi?

Görsel: Thymournia Photography

 

 

Mutlu İnsan

Alexia Udriste.jpg

İnsan mutludur; kendisiyle yalnız kalacak vakti bulamayacak kadar yoğun olduğunda. Ve bencildir; yorgun argın eve dönüp, yavaşça uzanırken yatağına, daha başı havadayken uyuyakaldığında. İnsan memnundur hayatından, yapmak zorunda kaldıklarıyla sınırlandırıldığında… Zorba hayat, tüm zorbalığıyla üzerine çullandığında…

Görsel: Alexia Udriste

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑